13 Haziran 2020 Cumartesi

AYASOFYA' YA GELİYORLAR


AYASOFYA' YA GELİYORLAR

Geçen sene Atina' ya giderken, Yunan Hava Yolları, Olimpic ile uçtum...
Hem fiyat uygundu, hem de Yunanlı dostları seviyor ve merak gideriyorum...
Yunan halkı çok neşeli, çok konuşkan, kibar ve medeni...
İstanbul gezisi onlara çok iyi gelmişti. Hepsi, uçak kalkmadan önce birbirlerine bu tarihi yerleri anlatıyorlardı.
Özellikle de Hagia Sophia' yi, yani Ayasofya' yı...
Hacı lafı buradan mı geliyor, bilmiyorum. Hagia, aziz, ilahi demek... Bizim hacılar da öyle... Onlarda, böyle tarihi ve ruhani yerleri gezerek, bir nevi hacı oluyorlar...

Uçakta tek Türk bizdik...
Kendimi baştan biraz tuhaf hissetsem de, güzel hostesler bize, bizim adetten, şeker tutarak ikrama başladılar. Sonra Ege' nin havadan o muhteşem manzarası eşliğinde muhabbet güzeldi...
Gezi heyecanı, insanı yüksek perdeden konuştururmuş... Gerçekten, bizim gibi çok ve yüksek sesle konuşuyorlar... Bir ara bunalacak gibi oldumsa da, çabuk atlattım...
Hatta, şöyle komik bir şey de oldu: Atatürk Havaalanı' nda trafik yoğun. Kalkış için çok bekledik. Bari tuvalete gideyim dedim. Tam o sırada kalkış izni vermişler. Uçak kalkmadan tüm ışıklar söndü. Kapıyı açıp, çıkamıyorum. Bir anda darandım ve kapıya vurmaya başladım. Bilemiyorum, bir şekilde kapı açıldı ve tuvalet uçağın önünde olduğu için, tüm Yunanlılar bana bakıyorlardı. Elimle işaret yapıp, " sorry, excuse me" falan dedim ve hep beraber gülüştük...

 Dostlar, her şeye rağmen, iki ülke arasında tarihi ve kültürel bir bağ var. Biz adaları, onlar da Tarihi Yarımadayı gezmekten çok hoşlanıyorlar...
Gezerken güzel insanlar, dostlar yaptık...
Bırakın fanatikleri ve radikalleri, iki halk birbirine çok yakın ve birbirlerini seviyorlar...
Ortak kültürleri var...
Ayasofya, onların İstanbul gezilerinde çok önemli bir değer. Sadece onlar için değil, İstanbul' a gelen her turist için...
Ayasofya' nın karşısında, Sultanahmet Cami var... Buraya gelen her ikisini de geziyor ve hayran kalıyor...
Dünyanın en muhteşem Cami ve Kilisesi karşı karşıya...
Bırakın, yıllar önce onlar için en güzel kararlar alınmış...
İstanbul bu yüzden dünyanın kültür merkezi...
İstanbul muhteşem bir şehir.
İnsanlığın ortak mirası.
Ortak zenginlik.
Onu olduğu gibi bırakın.
Basitleştirmeyin.
Hoşgörü ve çeşitliliğin ortak dünyası olarak kalsın...

Biz turizm ile cari açık kapatıyoruz. Döviz girişi oluyor. Milyonlarca insan bu sektörden ekmek yiyor...
Bakın, Almanya, vatandaşına, Türkiye' ye gitmeyin diyor. Gidersen, dönüşte karantinaya alırım ve seyahat sigortanı iptal ederim diyor.
Bu şartlarda hiç bir Alman gelemez. Burada hasta olanın sağlık masrafını karşılaması çok zor. Gerekirse, Almanya' dan ambulans uçak geliyordu...
Şunu demek istiyorum. Turizm de büyük rekabet var. Çok inatlaşırsak turist göndermeyerek bizi cezalandırırlar...
Şu an Covitten toparlanma safhasındayız. Bu hassas zamanda iç siyaset saikiyle bu tür köklü değişimlere gidemeyiz...
Ayasofya' nın içinde çok güzel mozaik resimler var. Bunları tekrar sıvamak olmaz. Zarar verir ve çok çirkin görüntü ortaya çıkar...
Şimdi diyanet fetva veriyor: resimler kıblede değilmiş, mahsuru yokmuş...
Anadolu halkı, mekruhtur diye namaz kıldığı odaya resim asmaz. Bu yüzden yıllarca halkımızı sanattan uzaklaştırmışız...
Şimdi duruma göre şerbet vermek biraz tuhaf kaçıyor...
Sonuç olarak, Ayasofya konusunda Cumhuriyet doğru karar almıştır.
Bir kaç hamasetin peşine takılıp bu muhteşem yapıyı turizmden koparmanın, dış siyasette onarılmaz hasar meydana getireceği ve ülkemize yönelik tarihi düşmanlıkları artıracağı muhakkaktır...

15 Mayıs 2020 Cuma

AŞI SAVAŞLARI
Coronaya karşı aşı geliştirmek için ülkeler büyük bir yarışın içine girdiler...
Bu arada, aşıyı bulmak için laboratuvarlarda çalışan bilim insanları, hayatta kalma savaşı veriyor...
Aşıyı önce bulmanın ne gibi avantajları olacak?
Sizler için özetleyelim:

* Finish çizgisine ilk gelen ülke, en önce ekonomisini restore edecek ve küresel etkisini artıracak.

* Kazanan hepsini alır. Winner takes all. Kumarbazlar iyi bilir 😆😆😆

* 100 adaydan biri kazanacak ve kazanan büyük ikramiyeyi götürecek... Hit the Jack Pot... Kumarbazlar iyi bilir 😆😆😆

* Aşının patentini almak için abd ve Çin arasında kıyametler gene kopacak... Ulen Çin olmasaydı, şu dünyayı köleleştirmek ve sömürmek ne kolay olacaktı😆😆😆

* Çin bu yarışta, Olimpiyatlara katılmış havasında... Önemli olan madalyayı almak... Sporcular iyi bilir😆😆😆

* Çin bu sayede maske diplomasisinden kurtulacak... Ne kadar cömert ve etkili olduğunu, imaj tazeleyerek verecek... Makyajcılar ve kuaförler iyi bilir😆😆😆

* amerikalı diyor ki " biz Çin' i suçladık, ama maskesine hayır mı dedik? Yarın aşıyı bulduğun da istemezzük mü diyeceğiz?" Ezikler iyi bilir😆😆😆

* Şu an bu yarışta Çin önde gözüküyor. Ancak Oxford emin adımlarla çalışıyor...
Amerikalılar şimdiden, Çin aşıyı bizden önce bulur, lakin kalitesi bizim ki kadar iyi olmaz diyor....
Mızıkçılar iyi bilir😆😆😆
 
 




6 Nisan 2020 Pazartesi

İTALYA NEDEN CORRONA' DAN EN SERT DARBEYİ ALDI


Avrupa' da corrona virüsten en sert darbe yiyen ülke İtalya oldu...
Dünyanın en turistik ve cazibe merkezi bu salgın hastalıktan büyük darbe aldı.
İtalya nerelerde hata yaptı?
İtalya, son yıllarda ekonomisini bir türlü düzeltemedi.
Onca turizm geliri neden yeterli olmuyor diye insanın sorası geliyor.
Akla ilk gelen, mafyanın, devletin içine sızmış olması oluyor...
Dünyanın gelmiş, geçmiş en büyük imparatorluğu, Roma İmparatorluğunun varisleri neden güçlü bir organizasyon ve teşkilatlanma kuramıyorlar?
Mısır' da aynı sorun var...
Keza Persler.
Osmanlı İmparatorluğunun davamı, Türkiye Cumhuriyeti de, arzu edilen gelişmişlik düzeyine erişemedi...
Bir ülkenin gücünü görmek için silahlı kuvvetlerine ve polis gücüne bakarım.
Gümrükler de , gümrük memurları size ilk izlenimi verir.
Nato' da, İtalyan Silahlı Kuvvetleri sürekli hafife ve alaya alınmıştır...
Bu bir göstergedir.


Roma' da kaldığımız otelden Vatikan' a yürürken gördüğümüz, günlerce toplanmayan  bu çöpler bizi çok şaşırtmıştı
 
Bir başkenttin göbeğinde günlerce alınmayan çöpler nasıl oluyordu, anlamak mümkün değildi... Hele ki dünyanın en çok turist alan bir şehrinde böyle bir manzara görmek...
Günler geçtikçe nedenlerini anlamaya başladık, ancak gene de bu işin mazereti olamazdı...
 
İtalya' ya, Afrika' dan çok göç var... Göçmeneler her türlü işte çalışıyor
İtalya' ya Afrika' dan sürekli bir göçmen akışı var. Bunların getirdikleri çeşitli hastalıklar, hijyen aksaklıkları olabilir...
Kadın olsun, erkek olsun, rahat hayat yaşayan İtalyanların bir kesiminin, bu göçmenleri seks kölesi olarak kullandıkları bir gerçek ve her yerde bu konular yazıldı.
Bundan nasıl bir sonuç çıkarabiliriz ?
Eğer bir ülke Uluslar arası hukuka uymuyorsa, insan haklarını gözetmiyorsa burada ciddi bir sorun var demektir...
İnsan trafiği ve kaçakçılığı, ciddi bir suçtur,
 
Bu fotoğrafı çektiğimde bu ülkenin en fazla ölüm vakası vereceğini nereden bilebilirdim


 


İtalya' da ölümler artıkça, Roma' da çektiğim bu fotoğraf aklıma geldi. Cenaze, Vatikan' ın altındaki bir kiliseye getirilmişti. İnsanlar şık siyah elbiseler giymişti. Siyah gözlükler takmıştı.
Bizde, dört kollu vardı. Onlarda, dört kulplu vardı.
Biz cenazeyi omuzlarda, onlar bel hizasında taşıyordu.
Biz, ömür boyu hırpaladığımız birbirimizi, son yolculukta omuzlarda taşıyorduk. Onlar kucaklarda...
 
Vatikan ve Papanın hutbesini okuduğu balkon
Gördüğünüz gibi, Vatikan ve Roma çok kalabalık. Her gün binlerce insan Vatikan ve Roma tarihi eserlerini geziyor...
Yoğunluk o kadar fazla ki, Roma halkı artık normal bir günlük hayat yaşayamamaktan şikayetçi.
Esnaf, turistin sürekli geleceğinden o kadar emin ki, restoranlar, kafeler göz göre göre insan kazıklıyor. Son yıllarda bu iş iyice azıtmıştı...
Hiç akıllarına gelir miydi, bu caddeler, sokaklar bomboş olacak, her yer kapanacak, akan gelir çeşmeleri kuruyacak?
Papa artık balkona bile çıkmıyor. Tele konferans ile vaazını veriyor...
Biliyor ki, yapacağı dualar kendini bile kurtaramayacak....
Tarihte de öyle olmuş... Veba geldiğinde halk kiliselere hücum etmiş...
Sonra bakmış ki, insanlar sapır sapır ölüyor, aydınlanmaya, uyanmaya başlamış.
İşte ilk aydınlanma, rönasans böyle başlamış.
Bilim, hekimlik, sağlık hizmetleri önem kazanmış.
Din. manevi bir değer olarak yerini almış.
 
Bie zamanlar Fatih' in kardeşi Cem Sultan' ın da rehin tutulduğu Melekler Kalesi

 
 
Melekler Kalesi' ndeki melekler kara vebayı önleyememiş...
Ama o melekler şimdi Roma için para basıyor.
Tarihi eserler çok iyi muhafaza edilmiş...
 
Temsili Roma Askerleri önünde bir evlilik teklifi
 

 
Rahibeler Vatikan' ın temizlik işlerinde de kullanılıyor


Roma; aşk ve melekler şehri
Son terör olaylarından sonra asker de sahaya inmiş


Roma meydanlar şehri. Her meydan kalabalıktı
Aşk çeşmesi hep kalabalık

 
Zıpla ve İn otobüsleri turistik noktalara ring seferi yaparken


Hiç bir otobüs şoförü bana böyle güzel gülümsememişti


Kolezyum hep kalabalık
SONUÇ ve ALINACAK DERSLER:
Turizm bacasız fabrika. Şimdi tüm ülkeler turizm gelirlerini artırmak için canla başla çalışıyorlar.
Para, gelir güzel. İstihdam güzel.
Ancak işte böyle bir salgında tüm hayat ve ona bağlı ekonomi duruyor.
Demek ki tüm ümitleri turizme bağlamayacaksınız.
Turizm güzel, ancak ülkenize her türlü insan ve hastalık gelebiliyor. Her zaman hijyen kurallarına uymak ve uygulamak gerekiyor.
Şehirler aşırı kalabalıktan kirleniyor, kararıyor, eskiyor. O nedenle Roma ve Amsterdam gibi şehirler yıllık kotalar koymak zorunda...
Zira şehir ve insanları yoruluyor. Çöpler ortada kalıyor. Şehre göç artıyor.
Bugün Antalya' da oteller ve turizm var diye Kırgızından, Kongolususuna kadar her türlü milletten insan var. Bunların sağlık raporları, aşı karneleri var mı?
Böyle ülkelerin sağlam bir sağlık sistemi olmalı. İtalya gibi turizme açık ve hassas bir ülke, sağlık sistemini tamamen özelleştirerek büyük hata yapmış. Bu özel hastaneler, gelen turistlerin sağlık sigortalarını boşaltarak, sağlık hizmetini ticarete dönüştürüyor.
Antalya' da böyle hastaneler var. Aşırı lüks ve turist kazıklama üzerine kurulmuş sistemler. Bir müddet sonra sağlık işi, mihverinden çıkıp, ticarete dönüyor.
O kadar çirkin hadiselere şahit oldum ki, turistte olsa, insanların kazıklanmasını görmekten nefret ettim...
İşte bu tür para hırsı, kaynakların, şehirlerin, sahillerin, ormanların aşırı kullanımı, talan edilmesi, doğanın kendini yenilemesine engel olma ve müdahale, bir takım virüslerin mutasyona uğramasına ve insana geçmesine neden oluyor.
Hayatlar gidiyor, işler kaybediliyor, ekonomiler çöküyor.
Ama gene olan gariban emekçiye oluyor...
İtalya üzerinden bir bakış açısı vermeye çalıştım. Umarım bu günleri atlatır ve aklımızı başımıza alırız.
Son söz;
Her şeyin aşırısı, zarardır


11 Ocak 2020 Cumartesi

SARAYDAN KIZ KAÇIRMA

SARAYDA KAYNANA GELİN ELTİ ÇEKİŞMESİ





Kraliyet Ailesine mensup olsan da, Saraylarda yaşasan da, insan insanlığını yapıyor... Birbirine huzur vermiyor...
Prens Harry ve eşi Düşes Megan, Kraliyet ailesindeki üst düzey görevlerinden ve unvanlarından vaz geçme ve bundan sonraki yaşamlarını Kuzey Amerika, Kanada ve İngiltere' de sade bir vatandaş olarak geçirme kararı aldı.
Bu karar Saray' da büyük bir hayal kırıklığı ve kızgınlık yarattı...
Siyahi ve boşanmış bir Amerikan ailesinden gelen aktris Megan, bir türlü kendini saray' da rahat hissetmedi.
Basın ve kraliyet ailesi de Düşeşe rahat vermedi.
Bunun altında Megan' ın boşanmış Katolik ve siyahi bir aileden gelmesi olabilir. Megan' ın annesi siyahi, babası beyaz ve büyük babaları kölelik zamanında köleymiş...



Evlendikten sonra Eltisi, onunla gizli bir rekabete girdi. Mukayeseler yapıldı ve sonunda Saray' da rahat edemeyen Megan, kocasını kraliyet ailesinden kopardı...
Halbuki basın, Harry' nin, Megan' ı boşayacağını düşünüyordu...
Elizabeth ve saray bu duruma çok tepki gösterdi ve bu skandalı kısa bir sürede çözün dedi.
Charles, yaptığı yıllık yardımı artık yapmayacağı ile tehdit etti...
Maalesef Saray' da ikinci bir Diana vakası yaşanıyor...
Kadersiz Diana' da bu Sarayın kaprislerinden, protokolünden bıkmış ve Arap bir prense kaçmıştı ve neticede gazetecilerden kaçarken bir kazada trajik bir şekilde ölmüştü...
Veya öldürülmüştü... Bu bir sır olarak kaldı...
Saray, masraflı olur diye cenazeyi almaya uçak göndermeye ve protokollu cenaze töreni yapmayı reddetmişti...
Ancak halk, bu durumu protesto etmek için sarayın etrafına toplanmaya, kapısına binlerce çiçek bırakıp ve açıktan cephe alıp, söylenmeye başlayınca, Kraliçe  korkup, geri adım atmıştı...
Hatta vicdansız kaynana Elizabeth, torunlarının annelerinin cenazesine katılmasını bile istemiyordu...
Her neyse; bu konuları işleyen Elizabeth ve Diana filmleri var... Magazin seviyorsanız, oturup izleyin...
Şimdi yeni bir Diana vakası doğdu.
Megan ' da, Diana gibi protokolü sevmiyor... Boşanmış olması, açık saçık pozlar vermesi, çektiği dizilerde erotik sahneler olması, muhafazakar Sarayı rahatsız etti.








Megan, İngiliz ve Dünyanın merakını gidereceği, üzerinden bazen göz yaşı dökülüp, bazen linç edileceği yeni sansasyonel bir fügür haline getirildi...
Artık öldürülene kadar medyanın üzerinden para kazanacağı, umutsuz ev kadınlarının (desperate house wifes ) bigudili saçları ile ev toplarken, sabah şebermelerinde oyalanacakları eğlence haline getirilir...
Ancak bildiğim kadarı ile Megan, Diana kadar duygusal bir kadın değil... Kocası Harry'i elinde tutmasını bildi...
Charles, Diana ile evlendikten sonra kendinden 1,5 yaş büyük Camilla isimli bir kadınla ilişkisini sürdürmüş ve Diana' nın hayat dolu, biraz uçarı, biraz kaçarı, özgürlüğüne düşkün, neşe dolu hayatını kendisi gibi karatmıştı...
İngiliz toplumu ahmak bir toplum değil. Sarayın harcamalarını kuruş kuruş takip ediyor ve yeri geldiğinde bu konuda kamuoyu  baskısı uyguluyor...
İngiltere, dünyanın en eski Monarşi idaresi, lakin sembolik... Halkın, kızarsa bir anda bu yönetimi değiştirip, sarayı müze haline getireceklerini biliyor.
O yüzden çok dikkatli davranıyorlar...
İngiliz halkı, şimdi işin parasal yanını düşünmeye başladı. Madem, genç çift saraydaki yükümlülüklerini yerine getirmiyor, Kraliyet ailesinden ayrılıyor, biz de onların masraflarını çekmek zorunda değiliz diyorlar.
"Gitsinler, başlarının çaresine baksınlar" diyorlar.
Birazda, onlar Amerika ve Kanada da yaşayacakları için kendilerini aşağılanmış ve hakarete uğramış hissediyorlar.
Bizim, onca beyin göçü ve sermaye kaçışından hiç bir şey hissetmediğimiz gibi bir şey değil tabii ki bu!...
Zaten Dük ve Düşeş' te ekonomik anlamda bağımsız olmak istiyorlar ve bunun hazırlığını yapmışlar.
Bu arada, Megan da boş değilmiş. Bugüne kadar oynadığı dizi ve filmlerden kazandığı parayı, kara günler için biriktirmiş...
Neyse, Megan bu arada 4 milyon dolar atmış bir kenera, Harry de boş durmamış ve annesinden kalan miras ve babasından aldığı maaş ve yardımları biriktirmiş... Bir iki de şirket kurmuş.
Tabii ki soylu olunca, marka değerin var. Marka değerin olunca, para da kazanırsın.
Sosyal Medya paylaşımlarına bile binlerce dolar akıyor...
Olay patlak verince, ilk sansasyonu İngiltere' nin meşhur bir Balmumu Müzesi yaptı. Megan ve Harry' nin heykellerini, aileden koparıp kaldırdı...
İşin bir de bu yönü var. Bu tür magazin haberleri ve sansasyonlar ile İngiliz Sarayı turizm, tanıtımdan milyonlarca sterlin kazandırıyor ülkesine.
Her yıl milyonlarca turist sarayı ve Londra' yı geziyor...
Dünyanın ilgi ve merakla izlediği düğünlerin yapıldığı yerleri geziyor, o havayı kokluyor ve dünya böyle bir ilgi alanının etrafında dönüyor... Kraliyet Ailesini izleme meraklıları var...

SONUÇ VE ALINACAK DERSLER :
Tabii ki amacımız size magazin anlatmak değil. Her zaman olduğu gibi küçülen dünyada zihniyet farklılıklarını ortaya koyup, bir insan olarak kendimiz ve halkımız için en iyisini düşünmek ve istemek. Körü körüne böyle gelmiş böyle gider dememek...
Megan ve Harry çiftinin Sarayda' ki görevlerinden ayrılma kararından kısa bir süre sonra, artık onlara Kamu Fonlarından veya vakıflarından para verilmeyeceği ilan edildi...
Ayrıca, yeni tamir ettirdikleri evlerine yapılan kamu masraflarını devlete geri ödeyecekler...
Çiftin güvenliği nasıl sağlanacak? Bu iş, koruma , araç, gereç vs. bayağı pahalı bir iş...
Kamuoyu, vergilerini öyle bir takip ediyor ki, çiftin daha fazla seyahat edeceğini ve bu seyahatlerde uçakların çıkaracağı karbon salınımının  dünya iklimine olabilecek zararlı etkisini bile hesaplıyor...
Adeta sinekten yağ çıkarıyorlar... Kuzeye gittikçe, İskoçların daha cimri olduklarına dair şöhretleri var...
Tabii ki bu bana göre konu cimrilik değil. Bir zamanlar bizde de çok dikkat edilen, ahlaki konu " tüyü bitmemiş yetimin hakkını koruma" davası...
Olaya diğer taraftan baktığınız zaman, genç çiftin ömür boyu sırtlarını saraya dayayıp, beleşten hayatı şaşa ile geçirmek yerine, kendi ayakları üzerinde, özgürlük içinde, kendilerine güvenerek, halkın içinde, halktan birer birey olarak, yaşamlarını çalışarak geçirme kararları gerçekten saygı duyulacak bir karar...
Belki bu karar, ileride bu eski monarşinin sonunu getirecek. Bu yüzden Harry' nin babası ve kardeşi, onlara çok kızgın...
Onlar, saraydan vaz geçerken, saraylar yıkarken, bazı anlayışlar saray yapma ve hanedanlık derdinde...
Mesela; Suud Prensi, katil Salman' a bakalım... Kaşıkçıyı öldürttü, tüm zengin prensleri saraylara hapsedip, paralarına çömdü, emperyaller ile koyun koyuna, halkın parasını onlara vererek, tahtını koruyor...


Son olarak; bu iki prenste aynı zamanda asker ve savaş zamanında en ön saflarda ülkesi için savaşıyor...
Örneğin, 1982 Falkland Savaşında Prens Andrew, helikopter pilotu olarak savaşa katılmıştı...
Şimdi siz Prens Salman' a askerlik yaptırabilir misiniz ?
Bu konuda daha çok yazılacak şeyler var...
Burada amaç İngilizleri övmek değildi...
Farklı zihniyetleri karşılaştırıp, buradan insani ve ahlaki değerleri almaktı...
Umarım işe yaramıştır...

25 Aralık 2019 Çarşamba

VATİKAN' IN RAHİBELERİ


Vatikan, Roma' da, 44 dönüm üzerine kurulmuş, 1000 nüfuslu bir devlet... Aynı zamanda Hıristiyan Katolik Mezhebinin merkezi. Tanrının yeryüzündeki gölgesi saydıkları ruhani lider Papa, burada ikamet ediyor...

Vatikan, çok yüksek duvarlar ile çevrilmiş, çevresi İsviçreli askerler tarafından korunan, esrarlı, esrarengiz, tarihten beri sırları, esrarengiz cinayetleri, rahip, piskopos, kardinal ve rahibeleri ile, son zamanlarda rahibelere ve genç oğlan papaz adaylarına taciz ve tecavüz skandalları ile haber ve filmlere konu olan kirli bir devlet...

Yüzölçümü çok küçük olmasına karşın, 550 milyar dolar nakit, döviz, altın ve General Motor, General Elektrik, Shell gibi dünyanın en büyük şirketlerine ortaklığı, akıl almaz zenginliği ile akıllara durgunluk veriyor...

Roma gezimizde tabii ki Vatikan' ı ziyaret ettik... Vatikan, aynı zamanda dünyanın en turistik yerlerinden biri. Her gün dünyanın her noktasından binlerce insan, kilometrelerce kuyruklarda bekleyerek, Vatikan' ın sadece izin verilen yerlerini aşırı giriş ücretleri ödeyerek geziyor...


Avrupa' daki terör olaylarından sonra, Roma' da askeri birlikler tarafından yoğun bir şekilde koruma altına alınmış... Fotoğraflarının çekilmesi yasak, ancak bir şekilde çektik.

Gece Vatikan çok esrarengiz görülüyor... Biraz ürkütücü... Bu yüksek duvarların arkasında neler yaşanıyor?

Devlet içinde devlet, işte bu yüksek duvar ve kameralar ile korunuyor


Sabah erkenden turistler Vatikan' ın izin verilen yerlerini gezmek için kuyruğa giriyor

Kuyruk yüzlerce kilometre sürüyor
Vatikan nasıl bu kadar zengin olmuş sorusu akla geliyor... Vatikan' ın tüm zenginliği kirli ve günahkar para....
Tarihte köleliğe fetva vermiş... Köleleri kullanmış, almış, satmış...
Günah çıkarmış, para kazanmış...
Günah çıkarmaya dünyanın uzak yerlerinden gelemeyenler, yol para ve masraflarını göndermiş ve karşılığında günah çıkma belgesi gönderilmiş...
Sahte belgeler ile, ölen zengin insanların arazi ve parasına çömmüş...
Sahte belgeler ile insanlara asillik, unvanlar, diplomalar vermiş...
Ve buna benzer bir sürü yolsuz işler...


Vatikan konusu çok geniş... Çeşitli kaynaklardan okuyabilirsiniz...
Mehmet Ali Ağca'nın, Papa suikastı ile biz de Vatikan' ı çok duymuştuk...
Vatikan' a gidince, Papa' nın vaaz için çıktığı balkona baktık...
Roma caddelerinde gezerken Vatikan' da çalışan rahibelere rastladık...
Bunların çoğu sıradan kadınlardı... Yani bizim filmlerde gördüğümüz, erkek fantezilerini süsleyen gösterişli kadınlar değildi...
Ancak bu kadınlar, Vatikan' ın sırlarını biliyorlardı ve o sırlar ile gömülüyorlardı...
O nedenle konu esrarengiz olunca, kameramız el verdiğince onları görüntülemeye çalıştım...


İşte Sosyal Medya' da bu edepsiz ve neşeli rahibelerini görünce, çektiğim fotoğraflar aklıma geldi... Ve Vatikan' ın rahibelerini araştırmaya başladım...








Kadınlara baktığınız zaman, Vatikan' ın günlük ve ağır işlerinde çalıştıkları hemen belli oluyor...
Son yıllarda Hollywood' da bir yönetmenin gücünü kullanarak kadınlara yaptığı tacizlerden sonra, kadınlar tarafından baş kaldırma ve seslerini duyurma faaliyetleri başlayınca, Vatikan Rahibeleri de seslerini yükseltmeye ve şikayetlerini duyurmaya başlamışlar...
Bu kadınlar rahiplerin her türlü hizmetçilik işlerinde, istismar edilerek kullanılmış... Çoğu zaman maaşlarını alamamışlar... Cinsel taciz ve tecavüze uğramışlar... Hamile kalmışlar ve kürtaj paraları ödenerek rahipler bu günahlarından kurtulmuş...
Genç rahip adayları da tecavüzden kurtulamamış...
Dünyanın her yerinden de kardinallerin, oğlancılık skandalları duyuldu...
Peki bunun karşılığında Vatikan ne yaptı?
Hep uyutma taktiği uyguladı....
Araştırıyoruz, soruşturuyoruz, özür diliyoruz denip, skandalların zaman içinde unutulması sağlandı...
Ancak bazı yazar ve gazeteciler artık bu işin peşini bırakmayacak gibi gözüküyor...
İşte yerli ve yabancı yayın ve basından özetler.








Sonuç : Baktığınız zaman dünyanın her yerinde ki, her türden din müesseselerinde pedofili, yani çocuklara tecavüz, oğlancılık ve kadınlara taciz, tecavüz, kötü davranma, kölelik, kadınları alma, satma olaylarına rastlıyoruz...
Halbuki dinlerin ve din adamlarının, Tanrı adalet ve düzenini, iyilik ve güzelliği yeryüzünde yayarken, insanlara örnek olmaları gerekirdi...
Bizde ki Ensar olayları, Camilerde imamların kadınlar ile hatim indirirken basılma olayları göstermiştir ki, insanlar ne kadar insan olma duygu ve güdülerini bastırmaya zorlanır, ne kadar izolasyon, yalnızlık ve kapatılmaya uğrarlarsa, o kadar çok bu dürtülerin esiri oluyorlar...
Netice de bu çirkinlikleri ve yolsuzlukları gören insanlar Kiliseden, dinden uzaklaşıyorlar...
Umarız Vatikan' ın Rahibeleri bir gün insan onuruna yakışan bir hayata kavuşurlar...
Ancak Vatikan gibi paraya tapan ve uhrevi gibi gözüküp, dünyevi işlerle uğraşan dini müesseseler ve yapılar olduğu sürece bu insan sömürüsü ve ahlaksızlığın düzelmesini hayal etmek imkansız...